HABER, YORUM, AKTÜEL GÜNDEM VE BİLGİ FARKIYLA...

 


 "ATATÜRK ÖLDÜKTEN SONRA,   SAAT  9'U 5 GEÇE HER ŞEY DEĞİŞTİ" 

 

Bursa Hakimiyet Gazetesi Yazarı Serkan İnceoğlu'nun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi kızı Küçük Ülkü'yle (Ülkü Adatepe) gerçekleştirdiği, 12 Nisan 2008 tarihinde yayınlanan özel röportajıdır.


... söyleşimizde, Küçük Ülkü'yle konuştuk. Atatürk'ün manevi kızı, bugün aydın bir Türk bireyi, yetişkin Ülkü Adatepe olarak aramızda... Tarihin görsel belgeleri siyah-beyaz fotoğraflardan; Ata'nın Küçük Ülkü'sü olarak biliyoruz.
Mavi gözlü dünya lideriyle çocukluğu yaşamıştı... Beraber geçmişe yolculuk ederken, Türkiye'nin bugünü için de neler düşünüyordu? Ama öncelikle "Yerinizde olmak isterdik" diyorduk. Bu sözlerimize karşılık, şöyle diyordu:
"Herkes kıskanıyor beni. Yani, benim yerimde olmak istiyorlar. Hakikaten, mutlu bir çocukluk geçirdim. Dünyanın takdir ettiği bir insanın, çok büyük bir sevgisini kazanmış bir çocuktum. Kendimi çok mutlu hissediyorum. Ama bu sevgiyi çok ufak yaşta kazanıp da, yine çok ufak yaşta kaybetmenin acısı da çok büyük."
Ata'sını 9 yaşında kaybediyor, ama hem ailesinden hem de yakın çevresinde hep O'nu işitiyor, dünden bugüne O'nunla yaşıyordu...
Adatape, başladı Küçük Ülkü'yü anlatmaya:
"Annemden, Sabiha Gökçen'den duyduklarımla hakikaten kendi kendime diyorum ki, 'Ben hakikaten çok mutlu bir insanım ki, bu çağlarda bu senelerde dünyaya geldim'. Türkiye'nin bugünkü halini gördüğüm için yeni doğmak istemezdim.
Atatürk'le çok mutlu bir çocukluk geçirdim. Devamlı arkadaşım, annem, babam her şeyim Atatürk'tü... Ama annem de vardı elbette. Çünkü Atatürk'ün bir lafı vardı, her zaman derdi ki; 'Hiçbir çocuğa, annesi kadar bakamaz'. Babam gelir giderdi.
Son derece mutluydum. Atatürk, benimle çocuk oluyordu, büyük oluyordu. Çok güzel vakit geçiriyorduk. Çok güzel şeyler öğretiyordu. Atatürk'le beraber balolara gittim, davetlere katıldım. Stadyumlara gittim. Cumhuriyet bayramlarını seyrettim."

Türkiye için en çok çalışılan evreye, çocukluğuyla ortak olmuş, yaşamıştı... O günleri şöyle özetliyordu:
"Türkiye, yeni baştan ve çok hızlı bir şekilde kuruluyordu... Çok büyük hizmetler yapıldı. Atatürk, 15 seneye, 100 senede yapılamayacak kadar şeyler yaptı. Çağdaşlaşma yolunda, yazıyı değiştirdi. Kadınlara haklar verdi.
Atatürk'ün yaptıklarını anlatıyoruz, ama anlamak lazım. Her gün okullara gidiyorum, çocuklarımıza insan Atatürk'ü anlatıyorum. Atatürk'ü okuyorlar, ama tabulaştırıyorlar. Ders gibi okutuluyor.
Yarınlarımıza, 'Atatürk'ü ders gibi okumayın, o bir yaşam şekli. Bize aydınlık, ilerisini göreceğimiz bir Türkiye'yi yarattı. Tüm bunları sizler için yaptı. Atatürk'ü canınızla ruhunuzla okuyun' diyorum. Atatürk'ün bir tek ideali vardı, Türkiye'yi, devletini ve milletini çok yükseklere çıkarmaktı."

Atatürk'ün yakın çalışma arkadaşlarını da tanıyor ve biliyordu, "Küçük Ülkü"... Kılıç Ali, İsmail Müştak ve Salih Bozok gibi isimlerden söz ederken, dünden bugüne aralarında anılarını kaleme alanlar da olmuştu.
Bir ülke liderinin çalışma arkadaşları açısından, Atatürk'ün çevresini anlattı:
"Atatürk çok takdir edilirdi, sevilir ve sayılırdı. Bir şeyler üretmek, katkılarda bulunmak isteyenler yanındaydı. O'nu, rakı sofralarıyla yan yana getiriyorlar. Ama bunlar, rakı sofraları değildi. Şimdiki gibi televizyon yoktu, iletişim yoktu. Bunlar evin sofrasıydı, karar sofrasıydı... Fikir almak ve paylaşmak, bunlar konuşulurdu..."

TÜRKİYE'NİN BUGÜNÜNE BAKIŞ...

Atatürk'un silah arkadaşları ve milletiyle beraber kurup miras bıraktığı bir Türkiye.. Bugünler açısından büyük merak ve sabırsızlıkla durumu Manevi Kızı'na sorduk.
Çok açık ve net ifadeyle şunu vurguluyor:
"Yanlışlıklar var. Bir kesim Atatürk'ü silmek istiyor. Bir kesim de tamamen çıkarı için sahiplenmek istiyor."
Sözlerinin devamında ise, gerek bireysel gerek toplumsal gerekse yönetimsel bilinç açısından bir sağduyu ve gerçekçi düşünme beklentisini vurguladı:
"Atatürk'ü sahiplenmenin ötesinde, Atatürk gibi davranmak, Cumhuriyet'ne sahip çıkmak, devam ettirmek lazım. Yani çalışmak lazım. Öyle konuşmak ve 'Ben Atatürkçüyüm' demekle Atatürkçü olunmuyor.
Ama okullara gittiğim için biliyorum. Okullarda Atatürk'ün fotoğraflarını indirtmek isteyenler var. Bu çok yanlış. Hiçbir devlet adamı, Atatürk gibi olmadı ki...Atatürk kadar milletini sevmedi.
Öyle bir yoldayız ki, Atatürk'e ihtiyacımız var. O gün ne dediyse çıkıyor. Atatürk kalbimizde, tüm değerleriyle yaşayacaktır."

Kültürel ve eğitimsel gereklilikler üzerinde duran Adatepe, Türkiye'nin dününden bugününe sürekli tartışılan demokrasiye de değiniyor ve şöyle diyor:
"Demokrasi diyoruz. Her 'Demokrasiyi ben yapıyorum' diyen yapmıyor. Bilakis demokrasiyi çok yanlış bir şekilde tatbik ediyorlar, zararla bir şekilde. Millete zarar veriyor. Çok derin konuşmak istemiyorum. Bugün bu anlaşılıyor.
Demokrasiyi anlamak için çok kültürlü olmak ve demokrasiyi hazmetmek lazım. Hiçbir şeyi anlamayan bir kimseye demokrasiyi anlatırsanız, 'Sokağa çıplak çıkmak' demektir. Ne kadar demokrasi de olsa, insan her istediğini de yapamaz."

Atatürk'ün dindarlığının tartışılmasına tepki gösteriyor. Özellikle de Atatürk'ün yanında büyüyen, yakın çevresiyle yaşayan olarak, görüşlerini paylaşıyor:
"Atatürk, son derece dindardı. Dinsiz göstermek istiyorlar. Karar verirken de, dua ederdi. Bizzat gördüm, duydum. Son derece Allah'ına inanırdı. Dinimizin çok iyi din olduğunu, yanlışlıklar yapıldığını söylerdi.
Atatürk sağ olsaydı, çok kültürlü imamlar yetiştirecekti. Bu imamlar, bilinçli ve eğitimli; dinimizi çok daha iyi anlayacaktı, çok daha iyi sahip çıkılacaktı.
Günümüzde, kadınların göbeğine muska yazanların dindar geçindiklerine, fetvalar verdiklerine tanık oluyoruz."

Türkiye'nin gündemini meşgul eden, geçmişten günümüze yaşanan tartışmaları, çalkantıları, yönetimsel sıkıntıları, tıkanıkları, kısır döngü durumları ve siyasetin vardığı noktayı anımsattık.
Adatepe, Türkiye'nin durumunu değerlendirirken, olup bitenlerin daha iyi kavranabilmesi açısından tarihin hayli gerilerine kadar gidiyor ve şu veciz görüşünü paylaşıyor:
"Atatürk, öldükten sonra saat 9'u 5 geçe her şey değişti. Yalnız siyaset için demiyorum.
Atatürk öldükten sonra hep geriye gittik, hiçbir zaman ilerlemedik. Yeri geldi, köy enstitüleri kaldırıldı. Ezan, Türkçe'den Arapça'ya döndürüldü. Öbürü geldi, imam hatip okullarını açtı..."

"İNSAN" ATATÜRK!

Ülkü Adatepe, günlerini Atatürk'ün izinde, fikir ve devrimleri, bıraktığı değerleri doğrultusunda fikri çalışmalara, paylaşımlara, çocuklara ve gençlere adarken, "İnsan Atatürk" kavramına büyük bir önem veriyor.
Atatürk'ün anlaşılması ve izinden gidilmesi yolunda, şöyle diyor:
"O'nu, olduğu gibi anlatmamız lazım. Atatürk, çok doğal bir insandı. Gökten zembille inmedi. O da etten kemikten yapılmış insandı. Millete ve devlete karşı hizmeti önemsedi.
Hastalığı sırasında, Antakya hadisesi çıkıyor. Ayakta zor olmasına rağmen, bunu gerçekleştirdi. Bunu başka hangi lider yapabilir. Atatürk'e kimse laf söylemesin. Bu, korkunç bir günah, felaket, cahillik diyebilirim."

Siyasete niye girmediğini, kendisine danışılıp danışılmadığını sorduk.
En başta "Baba" nasihatından söz ederken, takiben günümüzde tavsip etmediği çarpıcı Türkiye gerçeklerinden söz etti:
"Atatürk, siyasete girmemizi istemedi. Siyasette, yanlış yapılmasa bile, çok lekelenmelerle karşılaşabileceğimizi ifade etmişti.
Çok doğru söylemiş. Yanlış yapmasanız da, insanı lekeleyebiliyorlar. Ufacık bir laf bile söylendiği zaman, ne manalara çekiyorlar... Ben bir beyanat vermiştim, gazetede daha farklı yer aldı. Olamaz böyle bir şey!
Çocuklara gerçekleri öğretmek durumundayım. Atatürk'ün dindar olduğunu, milletini ve devletini çok sevdiğini anlatıyorum, anlatmalıyım. Yaşadıklarımı da paylaşıyorum.
Bir kız çocuğu, 'Atatürk'ü bize hiç böyle anlatmıyorlar. İçime öyle bir sevgi düştü ki... Ben böyle bilmiyorum, Atatürk'ü...' dedi. Bu tablo karşısında, bana dünyayı verseler, bu kadar mutlu olmazdım. Bir çocuğun içine bile bu sevgiyi verebildiysem ne mutlu bana... Bu yaşımda koşuşturuyorum, dernek açacağız..."

Atatürk'ün kendisinden dolayı çocuklara verdiği önem ve değeri yakından bildiğini, mutlu etmeyi çok sevdiğini söylüyor. Kendisinden bir anıyı paylaşıyor:
"Süslenmeyi severdim, topuklu ayakkabılarım vardı. Gecenin bir vakti, ne istediğimi soruyor. Ne istenir, bebek istenir. Ama ben hemen ruj ve allık istemiştim. Dolmabahçe'de bulamıyorlar. Gece yarısı dükkan açtırıyor, bana ruj ve allık aldırıyor. Rahatsızlandığı zaman bile, hastalıktan korumak için benimle görüşmezdi."

ATATÜRK'ÜN MANEVİ KIZI'NDAN TOPLUMA SESLENİŞ...

Atatürk’ün modern bir Türkiye istediğini vurgulayan Adatepe,
"Son derece çağdaş, ama her şeyi yerli yerinde bir ülke olmamızı arzu ederdi.. Bugün gençlerin giyim tarzına şaşırıyor. Avrupa'nın en uç yerlerini almamız şart değil." diyor.
Kendi kuşağındaki insanların Atatürk sevgisiyle yaşadığını belirtirken, Atatürk yolunda toplumsal duyarlılık gereğinin altını çiziyor. Özellikle sivil toplum örgütlerine sorumluluk yüklüyor, aktif olmalarını istiyor.
Avrupa Birliği'ne endekslendiğimiz süreçte, Adatepe'nin dış politikaya ilişkin görüşleri şöyle:
"Atatürk yaşamını sürdürseydi, doğuya kıymet verecekti. Türk coğrafyasına önem verecekti, birleştirici olacaktı. O zaman belki, Avrupa bize gelip yalvaracaktı... Çünkü şarkı çok düşünüyordu, doğuya yeni fabrikalar açacaktı. Bugünkü sorunlar olmayacaktı.
Her şey fakirlikten geliyor. Hem oraları gelişecekti hem bugünkü sorunlar olmayacaktı. Avrupa Birliği'ne girmek neyi ifade ediyor? Bu kadar yalvararak bir yere girmek doğru mu?.."

Türkiye'nin kurucusu tarafından söylenen sözlerin ve yapılan uyarıların, gerek o günler gerek bugün gerekse gelecek açısından çok mühim olduğunu böylüyor. Geleceğe ilişkin öngörülerine işaret ederken, şu tespiti de yapıyor:
"Atatürk'ü sevmek ve anlamak lazım. Fikirlerini paylaşmak, yaygınlaştırmak.... Birlik olmak... Dinimizde iyilik, anlayış, doğruluk, dürüstlük var. Ama buna tezat oluşturan durumlarla karşılaşılıyor."
Türkiye'nin gündemini değerlendiriyor, duygularını paylaşıyor:
"Sağcı, solcu, baş örtülü gibi ayrışık tabloya son derece üzülüyorum. Atatürk, sakallı insanların yanında, onlara hürmet eden bir insandı. Yani bunu nasıl bu hale getirdiler? Nasıl becerdiler? Hayret ediyorum!
Ne oyunlar oynanıyor!.. Hepimiz vatandaşız. Yarın bir gün kötü bir şey olduğu zaman hepimiz mahvolacağız. Bir oyuna geliyoruz. Herkes aklını başına toplasın."

Bursa'ya gelişinde, duygulandığını belirtiyor, dünden bugüne yapılan yolculuğu şöyle değerlendiriyor:
"Atatürk'ün kullandığı arabasından inerken, belediyeye inerken, hakikaten çok heyecanlandım.
Çelik Palas Oteli'ni hatırlıyorum. Aşağısındaki parkı hatırlıyorum, Atatürk'le gezdiğimi hatırlıyorum. Bir köşk vardı, bugün müze...
Çok heyecanlandım, içim buruklaştı. Onur duydum. Üzüntü de duydum. Bütün hislerim karıştı. Ama Atatürk'ün yanındaki çocuk olarak, çok şanslıyım..."

Atatürk'ün belgeselinde rol alan Adatepe, Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin sponsorluğunda ve "JOY PR Prodüksiyon" tarafından hazırlanan çalışmadan, eserden övgüyle söz ediyor.
Türk Halk Müziği'nin deneyimli ismi Sümer Ezgü'nün fikri ve girişimleriyle hayata geçirilen eser, uzun metrajlı uyarlamasıyla 19 Mayıs 2008'de gösterime girecek. Tüm sinema salonlarında her gösterim öncesi sunulmak üzere, kısa metrajlısı da olacak.
Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe, Atatürk için kapsamlı, görsel bir yeni belgesel hazırlanmasından son derece mutluluk duyarak, şöyle diyor:
"Çok olumlu bir iş yapıldı. Sümer Bey çok güzel düşünmüş. Atatürk, dansı çok seven bir insandı. Daha Harbiye'deyken tango dersleri almış. Hem tangoyu hem zeybeği severdi. Hem bizim adetlerimizi, törelerimize sahip çıkar hem de daima dışarı açılan bir insandı."
Söyleşimizin bitiminde, geçmişe yolculuğumuz sona ererken, söyleşimizde Ülkü Adatepe'nin veciz şu sözü, Türkiye'nin bugününe damgasını vuruyor ve çok şeyler ifade ediyordu:
"Atatürk, öldükten sonra saat 9'u 5 geçe her şey değişti."

 

 

;