HABER, YORUM, AKTÜEL GÜNDEM VE BİLGİ FARKIYLA...

 


 ÇAĞDAŞ YASALARIN "ESKİ ÇAĞ" DİLİ


Türkiye gündemi, yeni anayasa ve yasaları konuşuyor, tartışıyor.
Geçen ayın son haftasıydı…
Dört bir tarafta, yürürlükte bulunan mevzuatlara ilişkin iki “torba” dolusu değişiklik yapıldı ve günlük yaşama girdi.
Torbanın ağzı, öyle bir uzun iple bağlıydı ki…
“Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”
Türk toplumu, zamanla neyin ne olduğunu öğrenecek!
Bin dolayında ayrı madde hükmünden oluşan böyle bir yasamanın bir başka ülkede olduğunu sanmıyoruz.
Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin de dikkate alındığı konuşuluyor.
İşte, en bariz örnek:
Belediyeler, işyerlerine “kapatma” cezası veremeyecekler.
Suçun 3 kez tekrarı durumunda, belediye encümenleri tarafından bu kez “kapatma” kararı alınabiliyordu. Böylece “3 kuruş” tabirinden para cezasını ödeme yoluyla her şeye rağmen “ticaret-i meşguliyet” sürecek.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 90.yıldönümüne yaklaşılırken, modern Türk Dili ve Edebiyatı’na rağmen, yasama diline değinmeden de olmaz.
Durum, tam bir trajikomedi!
Makalemizde sözünü ettiğimiz iki torba dolusu yasa değişikliği, bu ayın ilk hafta itibariyle de yürürlüğe girerken, örnekler verelim.
Ne olduğuna açıklık getirilmeyen, ama sayı numarasıyla belirtilen bir yasadaki değişiklik metninden, bir pasaj şöyle:
“İcrayı sanat etmesine mani ve gayrıkabili şifa bir marazı aklı ile malul olduğu bilmuayene tebeyyün eden tabipler, Sağlık Bakanlığı’nın teklifi ve Sağlık Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla icrayı sanattan menolunur ve diplomaları geri alınır.”
Bir başka örnekte de şöyle hüküm olunuyor:
“Zührevi hastalıklardan birine düçar olduğunu bildiği veya görünüşe nazaran veyahut tedavisi altında bulunduğu tabiplerinin izahatıyla bu hastalıklardan birine müptela olduğunu bilmesi lazım geldiği halde hastalığı bir diğerine sirayet ettirenler hakkında bu kanunda mezkur mücazat tatbik olunur. Frengili bir çocuğun frengiye musap olduğunu bildiği halde salim bir süt anneye emzirtmek memnudur.”
Türkçe’de yabancı kökenli, özellikle doğrudan ve dönüşüme uğramış Fransızca, Farsça ve Arapça kelimeler bulunuyor. Bu, bir gerçek…
Modern “harf devrimi” yapılan Türkiye’de, 21.Yüzyıl’a rağmen yasalar bile günlük yaşamda hiç kullanılmayan, anlaşılamayan üslupta kaleme alınıyor… Dil bayramı da kutluyoruz, ama kutlamak mı yoksa dövünmek mi lazım?

 

 

;